Vaktiyle Yuan yöresinde, başkentte ‘Akıl Okulu’ açıldığı yönünde haberler çıkmış. Her kim okula giderse orada akıl öğretiliyormuş. Nerdeyse tüm kasabayı satın alabilecek zenginlikte bir adama göre ise aklın okulu olmazmış, çocukları da zaten zeki imiş, çalışmasalar da olurmuş. 🙂 Mutlu hayatına devam etmiş ama çocuklardan biri ısrarla bu okula gitmek isteyince, bir de kendisi görmek istemiş.

Atını hazırlayıp yola koyulmuş. Günler sonra bölgeye çok yaklaştığı bir zamanda kör bir ihtiyar ile karşılaşmış. İhtiyara yardım için durduğunda onun da başkente gittiğini öğrenmiş. Ben de oraya gidiyorum diyerek ihtiyarı atına almış, kendi de yürüyerek yola devam etmişler. Günün sonunda şehre vardıklarında ihtiyar: ‘Bir iyilik ettin, bari tam olsun, meydanda indir beni’ demiş. Adam da şehir meydanına kadar gelip, ihtiyara meydanda olduklarını söylemiş.

Ne olmuşsa ondan sonra olmuş, kör ihtiyar birden ‘kimse yok mu, zorla atımı çalmak istiyor’ diye bağırmaya başlamış. Tabi bölge sakinleri hemen toplaşmışlar. Kör bir ihtiyarı soymaya kalkan adama başlamışlar bağrınmaya, adam derdini anlatmaya çalışsa da dinleyen olmamış. Tuttukları gibi bölgenin hakimine götürmüşler. Hakim hem ihtiyarın hem de adamın dediklerini dinledikten sonra ‘Bana bir baytar, bir nalbant bir de saraç çağırın’ demiş. Tabi adamımız hakimin bu kişileri neden çağırdığını anlamamış.

Hakim baytara: ‘Bu at nerenin atı’ diye sormuş. Baytar: ‘Fazla incelemeye gerek yok, bu yörenin atı değil, Yuan bölgesine ait’ demiş. Adam kendi memleketinin adını duyunca hayretler içinde kalmış.

Hakim nalbanta: ‘Bu at nerde nallanmış’ diye sormuş. Nalbant: ‘Burda nallanmamış, Yuan bölgesine ait’ demiş.

Son olarak saraça nasıl eyerlendiği sorulmuş. Saraç: ‘Yuan yöresine ait koşum var’ demiş.

Hakim cevapları aldıktan sonra adamımıza haklı olduğunu ve atını alıp gidebileceğini söylemiş, tabi ihtiyara ceza vereceğini de.

Fakat adam dayanamayıp hakime sormuş. ‘Siz böyle bir şeyi yapmayı nasıl düşündünüz, bu adamlar nereden anladılar?’

Hakim ‘Biz Akıl Okulu’nda okuduk demiş. Orada doğrunun nerede ve nasıl bulunacağı öğretilir.’

Adam anlamış ki herkeste akıl var, ama onu kullanmak için eğitim gerekiyor. Vs vs.. 🙂

Bu hikayeyi ilkokulda okumuştum, üzerinden sağlam 20 yıl geçmiştir. Ama okurken anlamını bilmediğim tek kelime bölgenin adıydı. (O yüzden onu şimdi uydurdum. Çin para birimi Yuan bence yakıştı 🙂 ) Baytarın ne olduğunu Mehmet Akif Ersoy’dan(mesleği) biliyordum. Nalbant’ın ne olduğunu bir şiirden (Kasap olsam sallayamam satırı, Nalbant olsam nallayamam katırı…) Saraç köyde birinin lakabıydı, tam karşılığını bilmesem de eyeri sormasından mesleğe dair çıkarımda bulunabilmiştim. Diğer kelimelerin hepsini günlük hayatta kullandığımız için biliyordum. Muhtemelen şu an okuduğunuzda siz de anladınız. Peki ama hikayedeki adamın sorduğu gibi: ‘Nasıl?’.

Bilgi

Beynimiz hep çalışan ama hızlı olmak zorunda olan bir yapıdadır. Her saniye dış dünyadaki uyarıcılardan sayısız veri bombardımanına tutulur. Karşılaştığı sıklığa göre verilere önemli-önemsiz ayrımı yapar. Hızlı olmak için önemsiz gördüğü bilgilere çok da fazla enerji harcamaz, ama önemli verileri örgütleyip anlamlı bir bütün haline getirir ve bu da bilgi dediğimiz yapıyı oluşturur.

Bilgi, her ne kadar beyinde oluşsa da, beyinde tutulan bir yapı değildir. Bilginin açıkta olma, paylaşılma gibi bir vaz geçilmezi vardır. İnsanlar temelde sahip oldukları bilgileri birbirleriyle, doğayla, gelecekle paylaşmak durumundadır. Bilgi, tabiatı gereği insanı buna zorlar. Başlangıçta sesleri taklitle başlayan bu yolculuğun, Sümerlere kadar nasıl olduğunu çıkarımlara dayalı olarak biliyoruz. Sümerler bilgiyi depolayacak ve iletecek harika bir icat yaptılar. ‘Yazı’. (M.Ö.3200) Taş üzerine oyularak yazılan işaretler sesleri simgeliyordu. Genelde hukuk ve finans üstüne kayıtlar alınmaya başlandı. Ünlü Sümerolog Muazzez İlmiye Çığ’ın deyimiyle ‘Tarih Sümerle başladı’. (Yazının icadı İlk Çağ’ın başlangıcı olarak kabul edilir.)

British Museum’da Sergilenen Bir Sümer Tableti

Yazının tarihçesini başka bir güne bırakıp konuyu biraz daha teknik bir dile evirmek istiyorum. Her ne kadar üst bölümde genel tanımı üzerinden gitsem de, dijital literatürde ‘Bilgi’ kavramını açıklamadan önce iki kavramı daha bilmemiz gerek: Veri ve enformasyon.

Türkçede bilgi olarak kullandığımız kelimenin İngilizcede “information” ve “knowledge” olarak iki karşılığı bulunmaktadır. Bilgi teknolojileri aslen “Information Technologies” olsa da, information karşılığı olarak “enformasyon” kullanmak daha doğrudur.

Enformasyon veriden doğmakta ve bilgiye dönüşmektedir.

Veri (Data): Kendi başına anlam ifade etmeyen fakat gözlem ve incelemelerin ürünü olarak rakamlar, işlenmemiş olgulardır. Ham gerçeklerdir. Veriler, sınıflandırıldığında, özetlendiğinde, düzeltildiğinde ya da aktarıldığında yani belli bir işleme tabi tutulduğunda enformasyonu oluşturmaktadır.

Enformasyon (Malumat): Belli bir amaç doğrultusunda bir araya getirilen verilerdir. Başka bir deyişle anlam kazanmış verilerdir. Genellikle yazılı, işitsel veya görsel bir mesajdır. Her mesajın bir alıcısı olduğunu düşünürsek, Enformasyon, alıcının bakış açısında ya da anlayışında bir fark yaratarak ona bir konu hakkında ön fikir verir. İçselleştirildiği, şekillendirildiği an bilgiye dönüşür.

Bilgi: Problem çözme veya karar verme amacıyla enformasyonun organize edilmesi ve anlaşılır hâle getirilmesi için analiz edilmesi şeklinde tanımlanabilir. Kişiye özel ve öznel hâlidir.

Bilgelik: İleriyi görebilme, sağlıklı değerlendirme ve karar verme konusunda bilginin nasıl kullanılacağına ilişkin anlayışın geliştirildiği aşamadır. Bir nevi bilgi okur-yazarı diyebiliriz.

Sınırlar net çizilmiş olmasa da, kavramlar arasındaki hiyerarşi aşağıdaki gibi bir VEBB (Veri, Enformasyon, Bilgi, Bilgelik) piramidiyle açıklanabilir.

VEBB Piramidi

Somuttan soyuta giden piramitte, hatasız ya da eksik olmayan sonuca ulaşmak zordur. Verilerden ya da eksik enformasyondan kaynaklanan, sağlıklı olmayan bilgilere ulaşabiliriz.

Tipik örnek, 50kişilik bir sınıftan veri topladığımızı düşünelim. Öğrencilerin boyunu ölçeceğimiz gün 10 öğrenci hasta olduğu için gelemedi, telefonla ulaşıp öğrendik. Bir de isimleri ve boy eşleştirmesi yaparken hata yaptığımızı varsayalım. Bu verilerle güvenilir bir enformasyona varamayız, dolayısiyle ulaştığımız bilgiye güvenemeyiz.

Bilgi okur yazarlığı da burada devreye girer. Günümüzde bilgiye ulaşmak, bilgi edinmek ve bilgi üretimine katılmak, güncel bilgi ve iletişim teknolojilerinin sağladığı imkanlarla daha kolay hâle gelmiştir. Bilgi, inanılmaz bir hızla üretilmekte ve yayılmaktadır. Bilgi okur-yazarı diye tanımlandırdığımız kişi, ulaştığı bilginin doğru olup-olmadığını anlayabilmekte, en azından sorgulayabilmektedir. Bilgiyi nerede arayacağını, ulaşamasa dahi hangi verilerle çıkarım yapacağını bilmektedir. Yani satır aralarını okumakta ve anahtar kelime çıkarabilmektedir. Bilgi kaynaklarımızın kapısını da bu anahtar kelimeler açar.


Daha fazla bilgi edinmek isteyenler tarihi Osmanlı Mecmuasının 3. cüzünün 1412inci sayfasına bakabilirler.

Şimdilik esen kalınız..